Bir ülkenin geleceğini inşa etmek istiyorsanız işe eğitimden başlamak zorundasınız. Çünkü bugün okul sıralarında oturan çocuklar, yarının doktoru, öğretmeni, mühendisi, hâkimi, valisi ve siyasetçisi olacak. Eğer o sıralarda bilgiyle birlikte saygıyı, disiplini ve sorumluluk duygusunu veremezsek, gelecekte bunun bedelini hep birlikte öderiz.

Son yıllarda eğitim sistemi sürekli değişiyor. Müfredatlar yenileniyor, sınav sistemleri değişiyor, farklı modeller tartışılıyor. Ancak bütün bu değişimlerin arasında gözden kaçırdığımız çok önemli bir gerçek var: Eğitimin temelini oluşturan okul kültürü giderek zayıflıyor.

Eskiden okul denildiğinde akla ciddiyet gelirdi. Öğretmene duyulan saygı, okulun kuralları ve öğrencinin sorumlulukları vardı. Bugün ise disiplin kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Oysa disiplin baskı kurmak değil; kurallara uymayı, birlikte yaşamayı ve sorumluluk almayı öğretmektir. Hayatın kendisi kurallarla ilerlerken, çocuklarımızı kuralsız bir eğitim anlayışıyla geleceğe hazırlamamız mümkün değildir.

Son günlerde yeniden tartışılan okul kıyafeti konusu da bu açıdan değerlendirilmelidir. Ben okul kıyafetinin sadece bir forma olmadığını düşünüyorum. Aynı okulun çatısı altında eğitim gören çocukların ekonomik farklılıklarını geri plana iten, aidiyet duygusunu güçlendiren ve okulun ciddiyetini hissettiren önemli bir uygulamadır. Elbette herkes aynı fikirde olmayabilir. Ancak okulun bir eğitim kurumu olduğunu unutmadan hareket etmek zorundayız. Okul, modanın değil; bilginin, emeğin ve karakter gelişiminin ön planda olduğu bir yerdir.

Bir diğer önemli konu ise eğitim sistemidir. Uzun yıllardır uygulanan 4+4+4 sistemi birçok yönüyle tartışılıyor. Son dönemde yeniden 5+3+3 modeline dönüş önerileri gündeme geliyor. Açıkçası hangi sistem uygulanırsa uygulansın, önemli olan çocuklarımızın daha iyi eğitim almasıdır. Ancak beş yıllık ilkokul eğitiminin temel becerilerin daha sağlam kazanılması açısından önemli avantajlar sağlayabileceğini düşünen eğitimcilerin görüşlerinin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Şunu da kabul etmek gerekir ki eğitim yalnızca sistem değiştirerek düzelmez. Öğretmenin güçlü olmadığı, okulun disiplin anlayışının zayıfladığı, velinin eğitimin bir parçası olmadığı hiçbir model tek başına başarı getirmez. Sürekli değişen sistemler, öğrenciyi de öğretmeni de yorar. Eğitim, günü kurtaracak kararlarla değil; uzun vadeli, istikrarlı ve bilimsel politikalarla güçlenir.

Tam da bu noktada, Cumhuriyetimizin kurucusu ve Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim anlayışını yeniden hatırlamak gerekiyor. Atatürk'e göre eğitim; çağdaş, millî, laik, bilimsel ve halkçı bir anlayış üzerine inşa edilmelidir. Çünkü bir milletin gerçek bağımsızlığı yalnızca sınırlarını korumasıyla değil, aklı ve bilimi rehber edinen nesiller yetiştirmesiyle mümkündür. Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözü, bugün de eğitim politikalarına ışık tutması gereken en güçlü ilkelerden biridir. Eğitimde yapılacak her reform, Cumhuriyet'in temel değerlerini ve bilimsel düşünceyi esas aldığı ölçüde kalıcı başarı sağlayacaktır.

Bugün teknoloji her şeyi değiştirebilir. Yapay zekâ gelişebilir, meslekler dönüşebilir. Ama değişmeyecek tek gerçek şudur: Saygıyı, disiplini, sorumluluğu, vatan sevgisini ve Cumhuriyet değerlerini yeni nesillere kazandıracak en önemli kurum yine okuldur.

Artık eğitim politikalarını günlük tartışmaların dışına çıkarmanın zamanı gelmiştir. Çünkü eğitim, siyasi hesapların değil, milletin geleceğinin meselesidir.

Unutmayalım; güçlü devletler tesadüfen kurulmaz. Güçlü devletler, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirebildikleri ölçüde ayakta kalır. Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği çağdaş eğitim hedefinden ayrılmadan, disiplini, bilimi, fırsat eşitliğini ve millî değerleri birlikte yaşatan bir eğitim sistemi kurabildiğimiz gün, yalnızca bugünü değil, Türkiye'nin yarınlarını da güvence altına almış olacağız. Çünkü çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, güçlü bir eğitim ve güçlü bir Cumhuriyet'tir. Sağlıcakla kalın..

Mehmet Ali Özkaraca