HACI ANESTİ’Yİ ARIYORUM… GÖRDÜNÜZ MÜ?

30 Ağustos denildiğinde bazıları için akla sadece bir bayram gelir. Takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir gün… Hayır!

30 Ağustos, böyle sıradanlaştırılabilecek bir tarih değildir. 30 Ağustos, Türk milletinin “Bu vatan benimdir ve bu topraklarda benim iradem geçer” dediği gündür. 30 Ağustos; Türk milletinin esarete, işgale, mandacılığa ve başkasının himayesinde yaşamaya karşı verdiği kesin cevaptır.

Ve ben bugün o cevabın üzerinden 104 yıl geçerken Gazi Paşa'nın sorusunu bir kez daha soruyorum:

Hacı Anesti’yi arıyorum… Gördünüz mü?

Anadolu'yu paylaşmaya gelenler neredeler?

Türk milletinin iradesini gizli anlaşmalarla, zamanın en donanımlı işgal kuvvetleriyle, birkaç kirli hesapla teslim alabileceklerini düşünen gafiller neredeler?

Türk ordusunun Anadolu'dan sökülüp atılacağını zannedenler neredeler? Türk’ün cenginden bihaber yaşayan tarih cahilleri neredeler?

Yoklar. Tarih onları sildi.

Çünkü karşılarında sıradan bir topluluk değil, Mete Han'dan beri binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Türk milleti vardı. Ve o milletin karşısına geldiklerinde tarih sahnesine bir komutan çıktı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa…

Kocatepe'de gecenin karanlığında ufka bakan Mustafa Kemal… Dumlupınar'da ordusuna son darbeyi vurması için emir veren Mustafa Kemal… Sömürge kontratlarını yırtıp atan Mustafa Kemal... Ve 30 Ağustos'ta Türk milletinin kaderini değiştiren Mustafa Kemal…

26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta yalnızca bir askerî zaferle sonuçlanmadı. Bir milletin üzerine örtülmek istenen esaret prangaları da kırıldı.

Ve ardından o tarihî emir geldi:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”

Bu cümleyi anlamadan 30 Ağustos'u anlayamayız. Çünkü bu emir, yalnızca bir cephe emri değildi. Bu emir, Türk milletinin iradesinin yeniden ayağa kalkışının ilanıydı.

O gün Türk ordusu yalnızca düşmana doğru yürümüyordu. İşgalin ve işgalcilerin, içimizdeki iş birlikçilerinin bütün kirli hesaplarının üzerine yürüyordu. Sevr'in üzerine yürüyordu. Manda ve himaye zihniyetine meydan okuyup reddediyordu.

“Türk milleti kendi kendisini yönetemez” diyenlerin suratlarında tokat olup patlıyordu. Ve Türk askeri yürüdükçe, birileri kaçıyordu. İşte 30 Ağustos'un hikâyesi budur.

Bugün Kocatepe'yi düşünüyorum. O dağlarda yankılanan nal seslerini, kısrak seslerini... Roma'nın kalbini mızrak gibi delenleri...Dumlupınar'da toprağa düşen Mehmetçikleri… Evladını cepheye gönderen Anadolu kadınını, Anadolu irfanını... Ve İzmir'e doğru ilerleyen Türk ordusunu…

Sonra tekrar soruyorum:

Hacı Anesti'yi arıyorum… Gördünüz mü?

Yok.

Çünkü tarih, Türk milletine diz çöktürmek isteyenlerin isimlerini unutabilir. Ama Türk milletinin zaferlerini unutmaz. Mustafa Kemal'in adını unutmaz. Mete Han'ı, Bilge Kağan'ı, Alpaslan'ı, Timur'u, Fatih'i, Yavuz'u, Enver'i, Talat'ı unutmaz. 30 Ağustos'u unutmaz.

Çünkü bazı zaferler sadece bir savaşın sonucunu değiştirmez. Bir milletin kaderini değiştirir.

İşte 30 Ağustos budur.

Bu yüzden bugün bize düşen görev, yalnızca “Zafer Bayramımız kutlu olsun” demek değildir. Asıl görev, o zaferin ruhunu geleceğe taşımaktır. Çocuklarımıza bu vatanın nasıl kazanıldığını anlatmaktır. Gençlerimize bağımsızlığın ne demek olduğunu öğretmektir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğine sahip çıkmaktır. Ve gerektiğinde bütün dünyaya tek bir cümleyle cevap verebilmektir:

Bu vatan Türk milletinin vatanıdır.

104 yıl önce Kocatepe'den başlayan yürüyüşün anlamı bugün de aynıdır.

İleri!

Düşmana karşı, Türkiye'nin önünü kesmek isteyen bütün hesaplara karşı, milletimizin birliğini, devletimizin bekasını, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü tehdit edenlere karşı...

İleri!

Çünkü bizim yönümüz bellidir. Hedefimiz bellidir. İrademiz bellidir.Ve bu iradenin adı:Türkiye'dir.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Büyük Taarruz'un bütün kahramanlarını, Dumlupınar'da ve istiklal mücadelemizin bütün cephelerinde toprağa düşen aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve fatihalarla anıyorum.

Onların bize bıraktığı vatanı korumak yalnızca bir görev değil, namus meselesidir.

Ve bugün bir kez daha haykırıyoruz:

Hacı Anesti'yi arıyoruz…

Gördünüz mü?

Yok!

Ama Mustafa Kemal burada. Mehmetçik burada. Türk milleti burada. Ve Türk bayrağı, bu göklerde dalgalanmaya devam ediyor.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Allah'a emanet olunuz. Ali Rıza ÖZKELEŞ